Türkiye’de herkes bilmelidir ve sahip çıkmalıdır ki, hukuk devleti ve insan haklarına dayanan demokrasi, hepimizin olmazsa olmazıdır. Hepsinden de önemlisi, demokrasi için demokratik bir toplum gereklidir.

Demokrasi, temsille eş anlamlıdır. Ülkemizde yaşananların temeli de buraya dayanmaktadır; temsil edilenle, temsil eden arasında nasıl bir ilişki biçimi vardır veya nasıl olmalıdır? Bu da insan hakları kavramının temelidir.

İnsan hak ve özgürlüklerin demokrasiyle iç içe geçme nedeni de, çok farklı gelir seviyelerinden oluşan, sosyal statü olarak çeşitlilik gösteren bir toplumda, farklı kesimlerin seslerini duyurmakta yaşadığı güçlükte yatmaktadır. Yaşanan sorunlar toplumsal gerilime yol açmakta, bu toplumun güvenliğini tehdit eder halede gelebilmektedir.

Siyasi programların en önemli görevi ise; toplumun farklı katmanlarının taleplerini, guruplar arasında sürtüşmeye neden olmadan, herkese fayda sağlayacak bir biçimde çözüm üretme yeteneğini ortaya koymasıdır. Toplumun bütün kesimlerinin doğru bir biçimde temsil edilmediği ve çıkarlarının korunmadığı durumlarda, demokraside, yani temsilde sorun vardır.

Burada altı çizilmesi gereken bir konu da, demokrasinin sayısal çoğunluktan öte, farklılıkların birlikte ama etkin bir biçimde kendisini temsil etmesi gerçekçiliği ile kendini devam ettirir durumunda olan bir sistem olmasıdır.

Gözden kaçırılmaması gereken en önemli noktalardan birisi de, demokrasinin, toplumun farklı anlayışlarını temsil eden hükümet dışı kurum ve kuruluşların yönetime taraf olarak katılması ve siyasi iktidarı demokratik yollardan etkilemesidir. Bu toplum katmanları arasındaki sürtüşmeyi de ortadan kaldıracaktır.

Ülkemizde demokrasinin devlet ayağının oluşturup, sivil yapılanmasının önüne engeller konulmasının, en önemli sebebi ise devletin memurlarının kendilerinin devlet olduğu yanılgısıdır. Oysa böyle bir anlayış demokrasilerde değil mutlak monarşilerde vardır. “Devlet eşittir kral” , krala mutlak bağlı olan memurları da devleti temsil eder durumdadır.

Veya siz demokrasinin iki çarkından biri olan, devlet yapılanmasın da gerekli değişiklikleri yaptım, o zaman demokrasiyi yaşayan bir toplum haline geldim iddiasında bulunamazsınız. Ancak bu iddiayı, devletin uygulamalarını denetleyebilecek bir sivil denetim mekanizmasının oluşumuna imkan sağlayabilirsek yapabiliriz.

Bu gün içinde bulunduğumuz şartlarda, hala TBMM Başkanımız, Almanya’da Hitler başta olmak üzere batı ülkelerinde Faşist anlayışların nasıl seçimle iktidara geldiğini ve seçilmişlerin nasıl yanlış yönetim anlayışlarını hayata geçirmeye kalktığını unutuyorsa, demokratik yönetim kültürümüzde değişmesi gereken çok şey vardır.

İşte o seçilmişlerin; “biz seçildik istediğimizi yaparız” anlayışının sonucu olarak, kendi halklarını ve diğer milletleri nasıl acılara gark ettiğini hepimiz hafızamızda ince bir sızı gibi saklıyoruz.

Batı demokrasisi yaşanan acıları bir daha yaşamamak için, seçilmişlerinde yaptıklarının kanunlara uygun olup olmadığını kontrol edecek bir kurum olan, Anayasa mahkemelerini yapılandırılmıştır. Yani, demokrasi ben seçildim yaparım anlayışı değil, erkler ayrılığının dengesini unutmadan yönetme sanatıdır.

Bir örnek vermek gerekirse; insan hak ve özgürlükleri konusunda devletin yönetim erkini elinde bulunduran siyasi iktidarın kanunlar çıkarması yeterli değildir. Yeterli olmadığını da hep birlikte görüyoruz. Kanunlarda varolan kavramların yaşanabilmesi için gerekli olan kültürdür. Meydana getirilen kültürün ise hükümet dışı kuruluşlar tarafından savunulan ve geliştirilen yapıda olması en önemli dinamiktir.

Aristo, siyaseti; toplumu ilgilendiren konulara gösterilen ilgi olarak tanımlıyor.

İşte bu noktada, siyasi sistem, kaynak dağılımını gerçekleştirirken herkesi memnun edemeyeceği ve onayını alamayacağı için yapmak istedikleri için “otoriter” düzenlemelere gitme eğilimi gösterir. Toplumun farklı kesimlerinden gelen ekonomik, sosyal – kültürel talepleri, “örgütlenme ve gelirden daha fazla pay istemeleri”, bunun için toplu yürüyüşler, grevler ve toplu gösterilere başvurmaları yönetimin otoriter yapısını net olarak ortaya çıkarmaktadır.

Tabi ki elde bulunan kaynakların adaletli dağılımı, siyasi iradenin en önemli görevidir.

Demokrasi ile devlet organını elinde tutan siyasi iradenin arasındaki ilişki bizim ülkemizde, siyasi sistem meşru güç kullanma lüksünü sahip olma anlayışında zirve yapmaktadır. (PVSK Md.2 polisin önleyici görevleri düzenlenirken “hükümetin emirleri”) kullanılmıştır.

Anlaşıldığı gibi siyasal sistemin emrinde olan bir polis gücü vatandaşın taleplerine karşı nasıl objektif ve tarafsız olabilir? Bilmiyoruz…

Demokrasinin var olabilmesi için bir devlet sistemine ihtiyaç duyulduğu bir gerçektir. Öyleyse devletten ne anladığımızı tarif etmemiz gerekiyor. Devlet, millet tarafından kurulmuş, kendini kuran milletin istiklalini, şerefini, emniyetini, haklarını koruyan, kurum olarak ifade edebiliriz. Ticari kaygılardan uzak, bireyin ve toplumun çıkarlarını bütün bunların üstünde tutan bir kurumdur.

Devlet, daha çok parası olanın istediğini yapabilmesi demek, hiç değildir.

Yani devlet, milletin taleplerini ne kadar gerçekleştirebilirse o derece toplum tarafından kabullenilir ve sahiplenilir.

Buradan hareketle ülkemizde yaşananları iyi algılamak gerekmektedir. Halk için bir şeyler yapmaya çalışan siyasi iradeye karşı devletin bazı kurumları engel gibi sunularak, milletin kendi bindiği dalı kesmesi şeklinde bir senaryo çizilemez.

Bir aydınımızın 1994 de ifade ettiği gibi, Devlet; “kimine göre en büyük kurum, kimilerine göre de, bir kurumlar kurumu’dur. Devlet, dışa ve içe karşı toplum adına hareket edebilen, bu amaçla güç kullanabilen, toprağı ve insanıyla birlikte tüm bir ülkeyi temsil eden, onun simgesi olan bir kurumdur.”

Bizim kültürümüzde ise devlet, yaşayabilmesi için, insanı yaşatmayı temel anlayış olarak ortaya koymuştur. Yani devlet, insanına hizmet etmek ve onu mutlu etmek için oluşturulmuş bir mekanizmadır.

Bu gün ülkemizde devlet; bir gurup insanın, yönetim erkini elinde bulundurmasından ve toplumsal talepleri hiçe sayarak davranmasından başka bir şey değildir.

Kaynak: http://haberiniz.com.tr/kose-yazisi/349610/demokrasi-ve-devlet–abdullah-buksur.html

YORUM YAZ